alibaba
ÜYE GİRİŞİ
ÜYE GİRİŞİ

E-Posta

Şifre



Şifremi Unuttum
Ücretsiz Üye Ol

Gezi Türkiye Grup Anasayfası
geziturkiye

Grup Hakkında

Türkiye Gezi Notlarımı burada paylaşacağım. Siz de gruba katılarak edindiklerinizi, yorumlarınızı ve fotograflarınızı paylaşabilirsiniz.
Keş Dağında 175 metre derine...

Anlatacak çok şey varken nereden başlayacağımı bilemiyorum. O yüzden hızla başlayacağım.

Bu gezimiz ATLAS Ekim,2009 sayısında Ali Ethem Keskin fotoğrafları ve Ali Yamaç’ın kalemi ile yayınlandı. MADAG’dan Volkan Evrin ve Hande Ceylan’ da Yeşilgöz’e yaptıkları dalışı anlattılar.

Temmuz sıcağında Kahramanmaraş’tayız. Kahramanmaraş’ı hep Güney Doğu Anadolu bölgesinde  olduğunu düşünürdüm. Ancak Akdeniz bölgesinde yer alıyor. Dondurması ve tatlıları ile ün salmış bu şehir’i çok fazla görme şansımız olamayacak. Çünkü hedef noktamız Tekir beldesinde bulunan Yeşilgöz. Aslında tam olarak da Yeşilgöz değil. Yeşilgöz’ün yukarısında yer alan Keş Dağında bulunan Düden’i araştırmak. Düden sadece bir söylentiden ibaret. Daha önceden giren yok. Amacımız Keş Dağı’na giderek bu düden’i keşfetmek.

ASPEG olarak düzenlediğimiz geziye İstanbul’dan sekiz + bir kişi katıldık. Ali Ethem Keskin yükü fazla olunca kendi aracı gelmeyi tercih etti. Bizler ise sabah uçağı ile Kahramanmaraş’a gittik. Ankara’dan ise MADAG (Mağara Dalışı ve Araştırmaları Grubu - http://www.madag.org/) yeşilgöz’de araştırma için geldiler. MADAG Yeşilgöz’e dalarak gölün beslendiği mağarada incelemede bulundular.

Havaalanında bizleri kiraladığımız minibüs karşıladı. Oradan kargo ile gönderdiğimiz bir yığın eşyayı zar-zor minibüse sığdırdıktan sonra doğrudan Yeşilgöz’e varabildik. Mağara ve kamp malzemeleri, yiyeceklerin tümünü kargo ile gönderdik. 8 günlük kamp hesabına göre gönderilen koliler 14 kişilik minibüsü kapladı..

Yeşilgöz’e vardığımızda MADAG Yeşilgöz kıyısında yerini almıştı. Eşyaları minibüsten indirip hemen Yeşilgöz’ün manzarasına kendimizi kaptırdık. Yeşilgöz’ün dünya harikası bir görüntüsü var. İşte Yeşilgöz:

 ann_0194

ann_0277

Yeşilgöz dibinden güçlü bir su kaynağıyla besleniyor. Yeşilgöz gölü çanak şeklinde ve yaklaşık 24 metre derinliğinde. Göle dalan MADAG gölün dağ tarafında bulunan mağaradan 45 metreye kadar daldılar. Ancak son bir yarıktan geçmeleri için farklı bir donanım gerektiğinden keşifi henüz tamamlayamadılar.

MADAG dalışta:

 ann_0254

Bizim ise bugün Keş dağına çıkmamız gerekiyor. Düden düşündüğümüz gibiyse 7 gün ancak yeterli olacaktır. Bu yüzden de keş dağına bugün çıkmak için katırların ayarlanması gerekiyor. Katırlar eşyaları taşımak için gerekiyor. 350 metre ip, çantalar, kamp malzemeleri, yiyecekleri ancak üç katır taşıyabilecek. Barbaros ve Murat Eğri bu işle uğraşırken bizler Yeşilgöz’ün keyfini çıkartıp MADAG’dan bilgi alıyoruz. Bu sırada yorulan Nuray ile Biblo gölün kıyısında kestiriyorlar:

ann_0229

Katırların gelmesi ile eşyaları katırlara yüklüyor ve katırların yanında yürüyüşümüze başlıyoruz. Sıcak altında başlayan yürüyüşümüz rehberlerin yolu kaybetmesiyle gece karanlığında sona eriyor. Yeşilgöz 1,035 metrede.. Biz önce 2,000 metreye çıkıyor sonra 1870 metrede kamp atıyoruz. Yaklaşık olarak 1,000 metre irtifa kazandık ve 6 saat boyunca yürüdükten sonra oldukça yorgun düştük. Karanlıkta bizi karşılayan birisi var. Elinde fener şaşkınlık içinde. Bizde şaşkınlık içindeyiz. Çünkü geldiğimiz bu noktada kimsenin olmasını beklemiyoruz. Karanlıktan kimse birbirini görmüyor. Katırlar üzerindeki yükleri boşaltıp yükleri ve kamp malzemelerini ayrıştırıyoruz. Bu sırada bir ses “önce gelin” dinlenin diyor.  Bu sesin sahibi Eyüp Karataş. Hepimiz göz göze bakışıp şaşkınlıkla orada bir yayla evi olduğunu fark ediyoruz. O yorgunluk üzerine teklif öyle cazip geliyorki hiç birimiz çadırımızı kurmadan doğrudan sese kulak verip yayla evine gidiyoruz.

Katırlarla çıkışımız:

ann_0275

 Biblo’ya yaptığımız şapka.Sıcaktan korunması amacıyla beyaz bir şapka ile yol aldı. Biblo ne kadar alışıkda olsa tırmanışın ilk kısmının tırmanışı dik ve yorucuydu. Bu yüzden büyük bir çoğunlukla kucağımda taşıdım. Buna rağmen Biblo’da oldukça yoruldu.

ann_0287

Yorgunluktan, açlıktan perişan olduğumuz o anda, gecenin karanlığında aldığımız davetle yayla evindeyiz. Hepimiz evin duvarları kenarına dizilmiş minderler üzerine kendimizi atıyoruz. Altı saat süren yolculuk ve sıcak yüzünden ayaklarımızdan ve bizden çıkan kokuyu duymuyor ama tahmin ediyoruz. Nasıl yapıldı bilmiyorum ama önümüze hemen bir sofra kuruldu. Yolda zaman kaybetmemek amacıyla yiyecekleri katırlardan indirmedik. Bu yüzden de oldukça acıkdık. O bulgur pilavı, domates ve cacık öyle iyi geldiki kendimize ancak gelebildik. Arkasından ikram edilen sıcak çay ise enerjimizi kısmende olsa yerine getirdi.

 ann_0311

ann_0326

Dinlekten sonra herkes çadırlarını kuruyor ve hemen uyumaya geçiyoruz. Neredeyiz karanlıktan bilmiyoruz. Sadece GPS’den 1870 metrede olduğumuzu biliyoruz. Yorgunluktan hemen uyuyoruz.

Dağın tepesinden serbest kalan güneş çadırlarımıza vurduğunda hepimiz kalkıyoruz. Lakin sıcaktan çadır içinde durmak zor. Dışarının sıcaklığı son derece iyi. Çadırdan çıktığımızda iki yamacın ortasında, yaylanın ortasında bulunduğumuzu anlıyorum. Etraf çorak. Bize yakın diyebileceğim tek bir ağaç görebiliyorum. Dün akşam bir yerde topladığımız eşyalar öylece yığılmış duruyorlar. Eşyalarımızı zaten tek gölge olan ağacın yanına taşıyor ve oraya yerleşiyoruz.

ann_0644 

ann_0634

Yayladan diğer kareler:

Eskiden ailelerin bir arada peynir yaptıkları Keş Kayası:

 

Kahvemizi hazırlamaya çalışırken Eyüp Karataş bizleri evlerinde kahvaltıya davet ediyor. Ayşe ve Cennet, kahvaltıyı hazırlamışlar bizi bekliyorlar. Keçi peyniri, bembeyaz keçi tereyağı, ekmek yerine gömbe,  salatalık ve yayla suyundan yapılmış çayla tam bir ziyafet yapıyoruz.

 ann_0342

Başka bir sabah kahvaltısından kare:

 

Yukarı çıkarken kimseyle karşılaşmayacağımızı umut etmiyorduk. Aslında ağaç gölgesi bile bulabileceğimizden şüpheliydik. Bu yüzden Karataş ailesinin bizleri misafir etmeleri bizim için oldukça büyük lüks oldu. 1870 metrede Kahramanmaraş’ta kamp diğer türlü oldukça zorlu geçecekti. Karataş ailesi her yıl ailece Keş Dağı yaylasına çıkıp, keçilerini burada besliyorlar. Keçi sütünden elde ettikleri peynir’i satarak da geçimlerini sağlıyorlar. Daha önceleri 14 aile gelinir, hep beraber Keş kayası denilen yerde peynir yapılırmış. Yaylaya çıkanların yaşlanması, gençlerin kentlerde çalışmaya başlaması ile her geçen gün yaylaya çıkan sayısı azalmış. Artık Karataş ailesi tek başına buraya çıkıyor. Hayvanların burada beslenmesi, suyu ve havası daha lezziz ve farklı bir süt vermelerini sağlıyor. Bu yüzden burada yediğimiz peynir ve yağın tadı şimdiye kadar yediğimiz pek çoğundan çok daha lezziz. 

Karataş ailesinin çoçukları Ahmet, Enes ve Büşra keçilerin gezdirilmesinden günlük işlerin yapılmasına kadar pek çok işde anne ve babalarına yardımcı oluyorlar. Akşam olduğunda ise keçiler evin hanımları Cennet ve Ayşe tarafından sağılıyorlar. Günlük yaklaşık 55 Kg süt alınıp, peynir ve yağ haline getiriliyor. Karataş ailesinin yaylada günleri yoğun geçiyor. Sabah erkenden kalkılıyor, keçiler çıkartılıyor. Oğlaklarla ayrıca ilgileniliyor. Çoçuklardan Ahmet keçilere çobanlık yaparken, erkekler 2 günde bir aşağı inip, katırlarla yapılan peynir ve yağları teslim ediyorlar. Gün içinde peynir ve yağ yapımı ile ilgilenen hanımların temizlik, yemek gibi işleri de yapıyorlar. Bir diğer işte kış için hayvanlara yem yapılması. Bunun için dikenlerin toplanıp, kurutulduktan sonra  sıkıştırılıp çuvallanıyor. Üç ay boyunca bu yoğunlukta yapılan çalışma elbette karşılığını alıyor.

Ayşe ve Cennet keçileri sağarken:

 

İlk gün sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra söylentisini duyduğumuz düdeni hepimiz merak ediyoruz. Eyüp Karataş’ın rehberliğinde düden’i buluyoruz. Düden ağzı geçen iki sene önceye kadar daha genişmiş. Kaya’nın düşmesi ve kayaların tıkamasıyla düden girişinin ağzı küçülmüş.

Düden Girişi:

 ann_0482

 ann_0483

Murat ve Barbaros ip bağlantılarını ve ilk döşemeyi yapıyorlar. İpler döşeniyor ve ilk inişi Barbaros gerçekleştiriyor. Buraya ilk bizler ayak basacağız. Barbaros inişi tamamladıktan sonra ilk inişin 40 metre olduğunu bizlere bildiriyor.

Ben, Nuray, Murat Eğrikavuk ve Emine Sazak kamp alanına dönerek Barbaro ve Engin’nin dönüşünü bekliyoruz. 3-4 saat sonra iyi haberlerle dönüyorlar. Düden oldukça geniş galerilerle devam ettiği haberi daha çok iş olacağı yönünde. Bundan sonra keşif çalışmasını üçer kişilik gruplar halinde yürüteceğiz. Bir grup mağara içinde ilerlerken, diğer grup hem dinleniyor hem de kurtarma olarak dışarıda bekliyor. 

Bu saatten sonra bir daha girilmeyeceği için çevreyi gezmeyi tercih ediyoruz. Yakında bulunan çok büyük bir ardıç ağacından söz ediyorlar. Ardıç ağacının 1500 yaşında olduğu söyleniyor. Çevresi 12 metre civarındaymış. Ardıç ağacı zor yetişir ve az bulunur bir tür. Üstelik Ardıç kuşu olmaksızında çimlenmezmiş. Normalde tohumu toprak üstünde kendiliğinden açıllmadığından çimlenme ancak Ardıç kuşu yardımıyla olabiliyor. Ardıç kuşu, ardıç tohumunu yediği zaman  sindirim sırasında kabuğu açılıyor ve dışkısıyla toprakda çimlenebiliyor. Bu sayede de Ardıç ağacı doğal ortamda çoğalabiliyor.

Kamp alanında yaklaşık 15 dakikalık yürüyüşle Ardıç ağacının yanına ulaşıyoruz. İşte bu ünlü Ardıç ağacı :

ann_0399

 ann_0395

Pazar günü keşifle başlayan çalışmalarımız Cuma günü toplanma ile son bulacak. İşte mağara girişinde görüntüler.

 ann_0485

 Nuray, mağaraya girmeye hazılanıyor.

 ann_0488

 ann_0499

Pazartesi’den Perşembe gününe kadar gruplar sırayla mağara girişi yaparak mağara içinde ilerledik. Her bir girişte yaklaşık 4-7 saat mağara içinde kaldık. Perşembe günü Ali Ethem Keskin’de aramıza katıldı. Planımız Cuma günü Murat, Emine, Nuray’dan oluşan grubun girmesi ve son bir ilerleme yapması. Grup indikten 2-3 saat sonra Ali Ethem Keskin’le beraber ineceğiz. Ali Ethem Keskin dergi için mağara içinde fotoğraf çekimi yapacak.

Ali ile mağaraya saat 13:00 civarında girdik. Düden ağzından inişte Ali fotoğraf çalışmasını tamamlayarak ana galeriye doğru yol almaya başladık. Ana galeri yaklaşık -80-90 metre civarında. Buraya gelmemiz yaklaşık 1 saatimizi aldı. Ana galeri çekimlerini de yaptıktan sonra bir alt galeriye inmek için ipe girdiğimde yukarıdan Barbaros’un “Heyo” diye seslendiğini duyduk. Bu çok iyi bir şey değil. Çünkü ciddi bir şey olduğunda ancak Barbaros arkamızdan gelerek bize seslenmesi gerekir. Mağara içinde sesle haberleşme çok kolay değil. Yankıdan dolayı tane tane ara vere vere uzaktan konuşmak gerekiyor. Barbaros “Yağmur tehlikesi var, diğer ekibe de haber verin ve çıkın” mesajını iletti. Bu durum yeterince ciddi bir durum. Çünkü şiddetli bir yağmur durumunda düden içinde akan su hayati tehlike oluşturabilecek. Kaldıki Keş dağının bu mevsimde yağan yağmurlarının çok sert olduğu söylenmişti. Ali ekipmanı güvenli bir yere aldıktan sonra hızla diğer ekibe haber vermek için aşağı inmeye devam ettik. Onlarla -140 metrede karşılaştık. O anda derin bir nefes aldım. Çünkü habersiz gelecek bir su kütlesi onların hayatlarını daha büyük riske girmesi anlamına gelmekteydi. Emine ile Nuray hızla çıkışa geçtiler. Ali ve Murat’la ipleri toplayarak yukarı çıktık. Maceralı bu iniş ve çıkış sonunda oldukça yorulduk. Ancak -175 metre haberi ile oldukça sevindik. Murat’ın indiği son noktanın derinliği -175 metreydi.  Altı kişilik ekiple, kısa zamanda oldukça iyi bir iş çıkardık. Gerisi ise önümüzdeki sene yapacağımız çalışmaya kaldı. Ve düden’in -800 kadar gitmesini umut ediyoruz.

Eğer umduğumuz gibi olursa düden ile yeşilgöz’ün bağlantısını bulacağız.

duden_yesilgoz_baglantisi

Temmuz sıcağından özellikle akşamları serin olan yaylada zaman zaman kuvvetli rüzgarlardan uyuyamadığımız zamanlar oldu. Rüzgarın sanki şelaledeki su sesini andırıyordu. Kuvvetli rüzgarların yamaçlara çarparak yaptığı bu ses oldukça ilginçti. Gündüzleri ise yükseklikten dolayı hiç bir zaman çok sıcaklamadık.

Cumartesi günü son malzemeleri de topladıktan sonra çok da gecikmeden yola çıkıyoruz. Çıkmadan önce bir Karataş ailesi ile Keş Dağı hatıra fotoğrafı çekmeyi unutmuyoruz:

 

 Dönüş yolculuğunda Biblo kucağımda:

 

Yaklaşık 2.5 saat sonra Yeşilgöz’e vardık. İniş, çıkışa göre son derece kolaydı.

Kamp, Karataş ailesi sayesinde rahat geçti. Bir akşam bizim için kestikleri keçinin tadını halen unutamıyoruz. İşte bu yüzden de isimsiz Düden’e Keş Dağı Yaylası Karataş Düdeni adını vermeye karar verdik. Bu keşifte onlarında oldukça büyük katkıları bulunuyor.

Bu arada ASPEG ve MADAG’la ortaklaşa yapılan bu keşfimiz bol bol haber oldu.

Atlas Dergisi : http://www.kesfetmekicinbak.com/macera/ozel/08922/

Milliyet Gazetesi: http://www.milliyet.com.tr/Yasam/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&ArticleID=1120298

Samanyolu : http://samanyolu.com/haber/31636/yesilg%C3%B6zun-gizemi-c%C3%B6zuluyor/

Haber7: http://www.haber7.com/etiket.php?t=tekir

Zaman Gazetesi: http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=872917

Bu maceramızdaki diğer kareler:

,

Bizim için kestikleri keçi et kavurması bir harikaydı:

Bir gecede kendi ateşimizin başında kahvemizi yudumladık.

 

 

 

 

Büşra, Enes ve Biblo:

 

Ahmet ve Biblo:

Devamı
Drahna'da Kamp

Berrak akan dere yeşile bürünmüş vadide bulunan altı köyün önünden akıp gidiyor. Burası Batı Karadeniz’de yolun bittiği yer : Drahna. Drahna bölgesi Alıçlı,Aşağıçamlı, Kozanlı, Köklü, Çubukbeli ve Yukarıdere köylerinden oluşuyor. Bu bölge ne kadar Bartın’a daha yakın gibi görünse de Kastamonu’ya bağlı. Bölgede bulunan köylerde yaşayan hane sayısı az ve yaşlı nüfus çoğunlukta. Gençler ise kente göçmüşler. Tarıma elverişli alanların çoğu atıl vaziyette. Yeterli iş gücü olmamasından, köy halkı sadece kendine yetecek kadar tarım yapabiliyor. Tarım arazilerinin çoğu boş vaziyette duruyor. Geçmişteki geçim kaynaklarınden olan hayvancılık ise yine kendine yettiğince yapılıyor. Köylerdeki ev sayısı ise yanıltmasın, çoğunu yazın gelen aileler dolduruyor. Kışın ise bazı mahallelerde 2-3 aile kaldığı söyleniyor. Köklü köyünde ilkokulda bulunuyor ancak okula gidecek yeterli sayıda genç olmayınca okul atıl vaziyette durmakta. Yaşamın iyice yavaşladığı bu bölgede doğa ise bir o kadar hareketli. Doğal yaşam, balta girmemiş ormanlar, yaylalar ve tertemiz akarsular ise görülmeye değer. Bölgede geyik, karaca, ayı, domuz görmek mümkün. Florası ve faunası da zengin olan bölge İlkbahar’ın çoşkusunu her şekliyle yansıtıyor.

Köklü Köyü

19 Mayıs tatilini fırsat bilip bu sefer de soluğu Batı Karadeniz’in başka bir güzel köşesi, Drahma’nın en yukarıdaki köyü olan Yukarıdere Köyü mevkiinde doğayla buluşacağız. İstanbul’a 6 saat uzaklıkta olan bu güzel yöre pek çok yönü ile bakir durumda. Öyleki henüz o bölgede veya yakınlarında konaklayabilecek herhangibir yer bulunmuyor. Bizi gören köylüler önce “Kimlerdensin” diye soruyor. Bizim bu bölgenin yabancısı olduğumuzu öğrenen köylüler şaşırıyorlar.

Üç gün sürecek gezimizin amacı Küre Dağları Milli Parkı sınırlarında mağara araştırmasına devam etmek. Ankara ve İstanbul gruplarının birleşmesiyle yirmi kişi olacağız ve aynı anda daha çok araştırma yapabileceğiz.

Gezi Künyemiz:

Yukarıdere Harita

Tarih: 16-19.Mayıs.2009
Mevki : Yukarıdere, Ulus / Bartın
İstanbul’a Uzaklık : 492 KM
Rakım : 620 metre
Konaklama : Çadır
Gezi Kural Koyucu: Biblo

Nuray’la gezi için hazırlıklara bir önceki hafta sonundan itibaren başladık. Artık her şey hazır ama eksik/fazla kontrollerini yapıp aracımıza yüklüyoruz. Bu toparlanma da, piller şarj ediliyor, ilkyardım malzemeleri kontrol ediliyor, Biblo’nun kene ilacı yenileniyor, hava durumu izlenip giyeceklere karar veriliyor… Cuma gününe kadar bu sürüyor. Yağmur, çadırlı kamplarda işi zorlaştıracak büyük zorluklardan. Biblo dahil hepimiz bu konuda önlemimizi alıyoruz. Planladığımız gibi Cuma günü öğlene doğru yola çıkıyoruz. Artık iyice aşinası olduğumuz bölgede ilk durağımız yine Safranbolu. Her seferinde tarihi Safranbolu’da yemeğimizi yerdik. Bu sefer Safranbolu merkeze iniyoruz. 1971 yılından bun yana hizmet veren Kilcioğlu’nda Pidemizi yiyoruz. Şu ana kadar yediğim en iyi pidelerden..Neredeyse bir tane daha söylecekken diyette olduğum fikri bunu engelleniyor. 38 senedir hizmet veren fiyatları halk fiyatı olan Kilcioglu Pide ve Kebap’ın tadına doyamadan yola devam ediyoruz.

Karadeniz’in yeşili altında yolculuk yapıyoruz:  

 Bartın-Ulus Yolu

Kamp alanına vardığımızda Ali Yamaç önce Biblo’yu karşılıyor. Aaa Biblo bunları da getirmiş dercesine bizi de karşılıyor. Neyse ki Biblo yanımızda..Biblo öncelikle kampa alanını teftiş ediyor. Kamptakileri tek tek tanıyor: Ali Yamaç, Sami, Arda, Gülay, Nil, İlker ve Sebahat var diyor. Sonasında su testi için derenin suyunu içiyor ve onaylıyor.Konfor iyi. Dereden suyumuz var, ağaçlar çadırımıza gölge yapacak, araçlarımız ise hemen yanı başımızda. Eeee Ali Yamaç ile Nil bebek de burada Biblo başka ne ister.

 dsc_0551

Ankara grubu ve Kokurdan mağara ekibi akşam üstü kampa varıyorlar. Bu gezimiz de Atlas Dergisi yazar ve fotoğrafçılarından Ali Ethem Keskin, eski mağaracılardan Bülent Erdem de gruba katıldılar. 

Kamp yemeği keyifle yenirken, çalışma planı yapılıyor. Her ekibe düşen görev son derece önemli. Çünkü az zamanda çok iş yapılması gerekiyor. Toplamda 3 günde 3 mağara bitirilecek ve ölçümleri alınacak. Aynı zamanda potansiyel mağaralar için yüzey araştırması yapılacak. Bunun için Cumartesi günü için üç ayrı ekip oluşturuluyor. İlk ekip Kadı Harmanı’ndan 60 metre aşağı inecek ve mağaraya devam edecek. Bu mağaranın tahmini olarak 100-150 metre derinliğe gidip vadide sonlandığı düşünülmekte. Diğer iki ekip ise birbirlerine yakın mevkide olan Kuşkaya-1 ve Kuşkayası-2’sı yerini bulup ölçümlerini yapacak.

Nuray Cumartesi günü Kuşkayası ekibine katılıyor. Bugün Biblo yalnız kalmaması için ben mağaraya girişi yapmayacağım. Eğer ilk gün Biblo’yu yalnız bırakırsak bizi öldürmekten beter yapar. İlki kamp alanıdakilere vicdan azabı çektirir. Ne su ne bir şey yer ne de yerinden kalkar. İkincisi biz geldiğimizde 10-15 dakika ağlar. Sonra da küser. Bu yüzden ilk gün onunla çevreyi gezeceğim.

Ekipe malzeme taşımada yardımcı olmak, GPS iz kaydı yapmak ve işaretlemek amacıyla ekibe katılıyoruz. Kamp alanından tırmanış başlıyor. İlkbahar’ın etkisi her yerde. Gür çayırlıklar çiçeklerle süslenmiş. Yükseldikçe çevreye olan görüş hakimiyetimiz artıyor. Vadiyi ve karşı yamaçları daha iyi görebiliyoruz. Hatta karşı yamaçlarda potansiyel mağaraların yerlerini işaretlemek amacıyla fotoğraflıyorum. Biblo da bir yandan çevreye bakınıyor bir yanda da yavaş yavaş yürüyor. Bel ağrıları oldukça azaldı ancak yorulduğu anda “Oturup hadi beni kucağa al” komutuyla kucağa aldığım zamanlar da var. Ama bu sefer bebekleri taşımak için kullanılan Baby Sling ya da Ana Kucağı da diye adlandırılan yardımcım var. Bununla ellerim serbest oluyor ve Biblo’yu taşımak çok daha kolaylaşıyor.

dsc_0600

Mağara’ların bulunduğu yamaça geldiğimizde ormanlık bir alanı aşıp mağaraların bulunduğu dik yamacın önüne geliyoruz. Burayı Biblo ile birlikte tırmanmak zor ve tehlikeli olacağı için Bülent Erdem’le birlikte aşağıda kalıyoruz. İlk ekibin gideceği mağaranın yeri bir önceki gün tespit edilmiş durumda ve onların nereye gidecekleri belli. İkinci ekip henüz diğer mağarayı bulmuş durumda değil. Onları öncelikle sık ve geçit vermeyen orman için de mağara arayışı bekliyor. Ancak bir şanşları var ki o da mağaranın yamaçta bir yerde olduğu. Bu da yüzey araştırma süresini kısaltıyor. Orman sık ve zemin kayalık olunca işler zorlaşıyor.

Kuşkayası-2 mağara girişi:

Kuşkayası2 Mağarası

Ben, Bülent Erdem ve Biblo kampa geri dönüşe geçiyoruz. Kampa geldiğimiz yönden değil biraz daha dolaşarak gitmeyi tercih ediyoruz. Çevrede çiçek ve bitki çeşitliliği fazla olunca flora’yı da fotoğraflamaya başlıyoruz. Bu fotoğrafları Bülent Erdem döndüğünde Latince isimlerini bulup gruba yayınlayacak. Yamaçtan aşağıda inerken bir inek sürüsü ve yanında iki delikanlıyla karşılaşıyoruz. Sırtında annesinin yaptığı yeşil sırt çantasıyla okul dışında hayvanlara göz kulak olduğundan söz ediyor. 

 dsc_0647

Bir yandan flora’yı fotoğraflıyor, diğer bir yandan Batı Karadeniz’in görsel şöleninin tadını çıkarıyoruz. Biblo her zamanki gibi oldukça keyifli. Her keyiflendiği zaman gibi sol arka ayağını seke seke yürüyor. İşte flora’dan bazı kareler:

 dsc_0794

dsc_0801 

 dsc_0686

 dsc_0693

dsc_0727

 dsc_0673

Biblo’nun tüyleri kesilince pek bir çıplak kaldı ama çok da rahatladı. Bundan sonra neredeyse bel ağrısı iyice azaldı.  dsc_0681

Kamp’ın tek küçüğü Biblo değil. Aynı zamanda Arda ile Gülay’ın kızları Nil’de bizlere eşlik ediyor. Nil ile Biblo oldukça iyi geçiniyorlar. Nil henüz 2 yaşında. Çok güleç yüzlü. Doğa’yı seviyor, çadırda kalıyor, kampta dolaşıyor. Elbette başta anne ve babasının sonra da hepimizin gözetimi altında. Şimdiden doğa sever Nil bebek, Biblo’yu da çok seviyor, Biblo’da onu çok seviyor.

dsc_0569

Kuşkayası ekiplerinden ikinci ekip erken dönüyorlar. İkinci mağara bitmiş durumda. İlk mağara ekibi ise mağaranın devam ettiği haberiyle geliyorlar. Bu iyi haber daha yapacak iş var ve mağara umulduğundan daha büyük çıktı demektir. Üstelik 14 metrelik bir adımı iple inmişler. Önce mağaranın bittiğini sanan ekip, başka bir kolun devam ettiğini fark etmişler. 

Zamanın burada nasıl geçtiğini anlamak ise mümkün değil. Neredeyse akşam üstü oldu. Daha yüzey araştırması ile olası mağaraları köylülerden öğrenmemiz gerekiyor. Herkesin işi olunca Köklü köyü’nden bilgi almak için yalnız gidiyorum. Hem bölge hakkında bilgi alıyorum hem de olası olabilecek mağaraları konuşuyoruz. Bu bilgiyi almak yüzey araştırması için tek başına yeterli değil. Çünkü sözle ve görsel tarif edilen yeri sık ormanlık içinde bulabilmek oldukça zorlu. Bu yüzden köylüden bize rehber olmalarını istiyoruz. Yarın sabah sıcak bastırmadan yola çıkmak için sözleşip kampa geri dönüyorum. Beş kişiden oluşan ekibimiz rehber eşliğinde Küre Dağları ormanlarına dalıp söz edilen mağaraları bulmaya çalışacak. Eğer bulabilirsek GPS iz kaydı ve lokasyonu belirlenecek bir bir sonraki gezi de ekipmanlarla mağaraya giriş sağlanabilecek.

Üçüncü ekip gecenin karanlığından daha geç saatlerde kampa varıyor. Onlarda mağaranın devam ettiği iyi haberini duyuruyorlar. Yorgun ekip hemen üstünü değiştirip, karnını doyurduktan sonra yarına hazırlanmak zorunda. Bu çok da kolay bir iş değil. Yaklaşık 10-12 saat mağara içinde çalışma yapılıyor. Kas gücüyle yapılan bu çalışma hem dikkat hemde enerji gerektiriyor. Özellikle mağara çıkış aşamasında 60 metre yukarı çıkan ekip, kalan son enerjilerini de burada harcıyorlar.

Kimimiz çayını kimimiz kahvesini yudumluyor kamp ateşi etrafında. Yüzümüzde dalgalanan kamp ateşinin eşliğinde sohbet ediyoruz. Saat ilerleyince Biblo da yanımızda uyuklamaya başladı bile. Uykusu gelen Biblo yatağına uzanıp yatıyor. Nasıl olsa vakti gelince Nuray ve Murat onu alıp çadırı götürecekler. Kamp ateşinden uzaklaşıp, gökyüzüne doğru baktığımda ayrı bir güzellikle karşılaşıyoruz. Arkadan gelen kamp ateşi ve sıcak sohbeti bir yandan da yıldız parıltıları içindeki sessiz gökyüzü. Gökyüzünün bu kadar net olmasına hava nemsiz ve göğü aydınlatabilecek yerleşim ışıklarından çok uzakta oluşumuza borçluyuz. Gökyüzüne bakıp bildiğimiz gökyüzü haritasındaki şekilleri sıralamaya çalışıyoruz.

Sabah olduğundan kahvaltı sonrasında her ekip kendi hazırlığını yapıyor. Biz de yüzey araştırması için hazırlanıyoruz. Küre Dağları ormanlarında yüzey araştırması çok da kolay yapılamıyor. Daha önceden bir grup Küre dağları ormanlarını dalmaya kalkıştığında, uzun uğraşlardan sonra geri dönmek zorunda kalmışlar. Çok sık olan ormanlık alanda bir ara ilerleyebilmek için yukarıdan dallarda ilerlemeyi denemişler ama başarılı olamayıp geri dönmüşler. Bizimde gideceğimiz bölgede belli bir yol veya patika bulunmuyor. Orman için de rehber’in bildiği kadarıyla gitmeye çalışacağız. Zorlu bir çalışma olacağından Biblo bu yürüyüşe katılmayıp kamp’ta diğerleri ile kalacak.

Kampta kalan ekip bizleri beklemekle yükümlü. Bu iş dönüşümlü olarak yapılıyor. Genelde bir önceki çalışmada yorgun düşenler kampta kalıp bu görevi üstleniyorlar. Her bir ekip kurtarma zamanı vererek yola çıkıyor. Eğer kurtarma zamanında dönülmezse “Kurtarma” başlatılıyor. Geri de kalan bu ekibe de bu yüzden “Kurtarma Ekibi” diyoruz.  Temel olarak kurtarmayı yapamasalar bile Kurtarma işini yapacak kişileri çağırmakla yükümlüler.

Yüzey araştırması için Köklü köyü’den rehberimiz İsmail’i alarak yola koyuluyoruz. Sürekli tırmanışlarla geçecek olan yürüyüşümüzde ilk zorluk yalancı maki örtüsü. Deniz etkisi yaşanan vadide maki bize zaman zaman geçit vermiyor. Normal ağaçlık alanın tersine sert ve sık olan bu bitki örtüsünde ilerlemek ancak makilerin aralarından olabiliyor. Ne altından ne de üstünden geçemiyoruz. Ormanlık alana ulaştığımızda biraz daha rahatlıyoruz. Ağırlıklı olarak köknar ve kayın ağaçlarından oluşuyor. Bol miktarda da şimşir ve gürgen ağacı da görülüyor. Zaman zaman kızılçam ağaçlarıyla karşılaşıyoruz. Rehber İsmail daha da bakir olan ormanın derinliklerinde 20 cm çapında şimşir ağaçlarından, dev büyüklükteki fındık ağaçlarından söz ediyor. Aslında sözleri abartı değil. Küre dağlarında diğer araştırmalardan öğrendiğimiz kadarıyla bu tür dev ağaç ve ağaççıklara rastlanmış.

İki saati aşın bir yürüyüşten sonra yöre halkı tarafından Çıngıraklıkuyu diye adlandırılan doğal mağaraya varıyoruz. Ancak burası doğrudan dikey inen bir doğal kuyu. Taş atıp kaç saniye sonra ses geldiğinine bakıyoruz. Taşı attıktan dört saniye sonra ses gelmesi hepimizi şaşırttıyor. Derinlik hiç de fena değil. GPS ‘de noktayı işaretleyip Manastır diye anılan bölgeyi araştırmaya gidiyoruz.

Çıngıraklı kuyu

Ancak manastır bölgesini rehberimiz bir türlü bulamıyor. Orman öyle sıklaşıyorki ilerlemenin mümkün olmadığı bazı yerlerde orman zemininde sürünerek ilerliyoruz. Saatlerin ilerlemesi, su ve yiyeceğimizin azalması sebebi ile araştırmayı bırakıp geri dönüyoruz. Su ve yiyeceksiz daha fazla ilerlemek mümkün değil. Yorulma belirtisi ise diğer bir tehlike. Yorulunca kazalarda artabiliyor. Burada sadece ayağımızın burkulması bile buradan 1-2 gün sürecek kurtarma çalışmasını gerektirebilir. Dönüş yolumuz bile 2-3 saatlik bir yürüyüşken, sedye veya benzeri şekilde birisinin taşınarak çıkarılması ise oldukça uzun ve zahmetli bir kurtarma çalışması..

Yüzey araştırma ekibimiz:

 ss854124

Ormanlık alan makilik alana göre ne kadar kolay gibi görünse de kayalık zemin üstünde tırmanış ve inişli yerler olmakta.

 ss854145

Dönüş yolunu GPS’den izleyerek buluyoruz. Aşağı inince ilk olarak diken uçlarını yiyerek susuzluğumuzu gideriyoruz. Dağdan indiğimizi gören köylünün bize ayan ikram ediyor. Sekiz saati aşkın zaman olan yüzey araştırması sonunda bu ayran oldukça güzel geliyor.

Kamp’ta geceden bir görüntü:

 dsc_0825

Ertesi gün toparlanarak yola çıkacağız.  Kadı Harmanından çıkan son ekibin topladığı malzemeler 60 metre aşağıda bekliyor. Öncelikle bu malzemenin gidilip alınması gerekiyor. Bunun için aşağıda inecek ve ekibe yardım edecek kişiler belirleniyor. Sami ile ikimiz yardımcı ekip diğer ekibe katılıyoruz. Hedefimiz saat 13:00′de aşağıda olmak ve yola çıkmak. Ancak işler ters gidiyor ve yanlış yola sapılınca yamacın diğer bir tarafına çıkılıyor. Yaklaşık 1.5 saat gecikmeyle Kadı Harmanı Kokurdan girişine varıyoruz.  Dursun, Erkin ve diğerleri hemen inişe geçip, malzemeyi yukarı çekecekler.

dsc_0895 

 Bizde Sami ile gelen malzemeyi ipten alıp güvenli bölgeye götüreceğiz.

 Kadıharmanı Kokurdan

Malzemenin toplanıp yukarı çıkması da vakit alıyor. Yarı yolda Arda ve İlker ile karşılaşıyoruz. Durum bilgisi verip beraber dönüyoruz. Bu kadar gecikme olunca herkes meraklanmış.

Geleneksel olarak Safranbolu’daki yemek molamızdan sonra İstanbul’a dönüş yolculuğumuz başladı… Ancak buraya son gelişimiz değil. Drahna’yı tekrar ziyaret edip, Kadıharmanı Kokurdan’ı ve Kuşkayası mağaralarını bitirip, bulamadığımız Manastır ve mağarasını bulacağız.

Devamı

Mesajlar

Hepsini Göster
gitmek lazım Keş dağı ve yeşilgöz güzel bir keşif olmuş gerçekten, buraya önümüzdeki yaz gitmek lazım... hem gezi hem dalış güzel olacak...
emeği geçen herkese selamlar
Levent Bilir
03 Ekim 2011 - 00:10
 
 
web sayfanızda şuan kaç kişi gezmekte ,Bu kişilere direk ulaşmak canlı olarak irtibat kurmak istermisiniz ? web sayfanızda şuan kaç kişi gezmekte ,Bu kişilere direk ulaşmak canlı olarak irtibat kurmak istermisiniz ? örn.www.360turkiye.com.tr irt.tel:05324745190 360 Türkiye | 360º Sanal Tur | 360º Ürün Çevirme
www.360turkiye.com.tr
Rıza Kurnaz
16 Haziran 2011 - 11:08
 
 
Sağlak Kafa sağlam vücutta olur Kış bitmeden gidin görün. Sünnet gölünün en güzel zamanları. Kışı kaçırmadan gidin. İstanbul'a, Ankara'ya ve Eskişehir'e çok yakın..
Murat Şahin
23 Şubat 2009 - 22:15
 
 
HARIKA MERHABA BURAT BEY ELLERİNİZ AYAKLARINIZ DERT GÖEMESİN GİDİP GÖRME İMKANI OLMASA BİLE SAYENİZDE ORALARDA GEZİNİYORMUŞ DUYGUSUNA KAPILDIM.TEŞEKKÜRLER
Hakkı Altun
19 Şubat 2009 - 12:07
 
 
Selamün aleyküm. Hayırlı günler Murat Bey.
Ellerinize sağlık. Çok güzel bir çalışma olmuş. Ben de Göynük' e kadar gittim. Ancak aynı gün içerisinde dönmem gerektiğinden, medhini duyduğum halde Sünnet Gölü' ne gidememiştim. Resimlerinizle ve yazınızla oraları görmüş gibi oldum. En kısa zamanda ben de ziyaret etmeyi düşünüyorum inşaallah. Bu arada resimlerinizden bir kaç tanesini de kopyaladım. İzninizi almadan. Sakıncası varsa silerim. Saygılarımla.
Ramazan YILMAZ.
Ramazan Yılmaz
14 Şubat 2009 - 11:23
 
 
RSS Servisi
Haberler
Yazarlar
Gruplar
Diyablog
Ücretsiz Üyelik
E-Kart
İlanlar
Reklam Ver
Pazarlama
Yönetim ve Strateji
Hukuk
İnşaat
Nalburiye
Oto
Moda
Bilişim
Kırtasiye
Tarım
Adana
Ankara
Antalya
Bursa
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
İstanbul
Kayseri
Konya
Mersin
Samsun
Sivas
Hosting
Üyelikler
Web Sitesi
Yetkiliye Ulaş
Yardım
Tüm Hakları Saklıdır. Copyright © Logo Elektronik Ticaret Hizmetleri A.Ş. 2008-2011